PAYLAŞ

Şu an da doğal olarak bahsedilecek konulardan bir tanesi Fetih 1453 filmi. Yüksek bütçesiyle , konusuyla, herkesin yıllardır bahsettiği “kendi tarihimizin filmini yapamıyoruz” serzenişi ile bahsi direkt olarak hak ediyor.

Tabii ki yıllardır hayali kurulan bir şeyin beklentileri de büyük oluyor. Bunun üzerine toplumumuzun hata bulma , küçümseme duygularıyla dolu yapısı da gelince yorum yapmak zaruri bir ihtiyaç haline geliyor. hadigit.com işte şimdi FETİH 1453 ‘ ü yorumluyor.

Fetih 1453 Filmi

Büyük bir gişe sırası bekleyerek , beklentilerimi yükseltmemiş bir şekilde koltuğuma oturdum. Her zaman ki gibi sağıma soluma , salonun demografik yapısına , yaş dağılımına şöyle bir uzaktan tahmini bir göz atmak için erkenden koltuğa geçtiğimden izlemeye koyuldum. Yoğun bir izleyici kitlesi geliyordu. Her yaştan , her çevreden. Hatta normal şartlar da Türk filmi izlemeyi kendilerini sınıf düşürecek ( evlerinde devamlı olarak yerli dizi izlediklerine eminim! ) bir hal gören aristokrat kesime ait bir kalabalık da göze çarpıyordu. Salonun tamamen dolu olması beni şaşırtmadı çünkü başta da dediğim gibi salona girmek için uzunca bir gişe sırası beklemek sorunda kalmıştım. Bu arada benim gibi ön sıralardan film izlemeyi sevmeyen biriyseniz , kapalı gişe oynayan filmlere tek başına gitmeyi deneyebilirsiniz. Genelde tüm sıralar dolu olmasına rağmen , filmleri çift olarak izlemek isteyenler nedeniyle tek koltukları bulmak daha kolay olabiliyor.

Işıklar sönüp , yüksek dozda reklamları yuttuktan sonra kısa süren kapkaranlık ortamın yaşattığı yalnızlık duygusu İstanbul’un fethi ile ilgili Hz. Peygamber’in medine’de buyurduğu ,filmin fragmanlarında da kullanılan sözler ile 627 yılında başlıyor. Sahne olarak çekimlerini 300 spartalı filminin girişine benzettiğim Şehzade Mehmet ile Ulubatlı Hasan’ın olabildiğince sert olarak kılıç antrenmanı yaptıkları dakikalar seyirci de bir umut başlatıyor. Sahnenin verdiği his , kılıçların gerçekliği , hareketlerin sertliği , seslerin yükselişi galiba bu defa başarmışlar dedirtiyor başlangıçta. Sonrasında Şehzade Mehmet’in tahta çıkışıyla birlikte Sultan Mehmet olarak devletin başına gelmesi ile12 yaşında ilk çıkışı arasında ki dönem çarşıda ki esnafın Ulubatlıyla diyaloğu esnasında anlatılıp , Bizans sarayında dedikodusu yapılarak geçiştiriliyor. Hızlı bu geçişlerden sonra doğruluğunu tarihsel olarak bilemediğim ancak bu tip filmlerin Hollywood versiyonlarının vazgeçilmez ritüellerinden bir aşk hikayesi Ulubatlı Hasan ile top döküm ustası Urban’ın köle olarak aldığı sonra azad ettiği evlatlığı Era arasında başlıyor. İşin ilginç yanı Era Bizans’a yardıma gelecek olan Cenevizlilerin şövalyelerinden birinin evlenmek istediği bir hatun.

Fetih 1453 ve Sinema

Konuyu anlatmaktansa takıldığım , beğenmediğim , göze çarpan ve etkilendiğim konulardan bahsetmek istiyorum. Böylesine bir emek harcanmış bir filmi beğenmemek diye bir konunun konuşulmasını bile doğru bulmuyorum. Çünkü böylesine bir tarihe sahip bizlerin görkeminin, hiçbir şekilde yansıtılmadığı bir sanat dalında büyük yatırım , emek ve ticari kaygıları ile bir dev çalışma var. Elbette kusurları hataları olacak , ilk deneme olduğundan dolayı bazı abartılarda bulunacak ancak sadece başlama cesareti ile bile alkışlanacak olan bu yapıma orada burada dil uzatmayı hiç hoş bulmuyorum.

Filmde bu tarz tarihi filmlerden etkilenme tabii ki hissediliyor. Cennetin krallığı , 300 spartans , Truva gibi son dönem epik ve tarihi filmlerden enstantaneler bulunan 1453 FETİH ’ de zayıf bulduğum başlıca noktalar ise şunlar. Öncelikle filmde kurgusal bazı kopukluklar var , seyirciyi bu neydi şimdi demeye yöneltiyor. Sonrasında kaçırabileceğiniz bir cümle ile sahneyi neden koyduklarını bile anlayamayacağınız bir kaç sahne var . Bunlardan biri film normal sürecinde ilerlerken birden bir su birikintisi kenarında alacakaranlık ta bir savaş sahnesi beliriyor. Çekimleri hollywood’u aratmayacak olan 5-6 dakikalık bu gösteriden sonra normal sahneler devam ediyor ve biz sonradan bunun Osmanlı akıncılarının yardıma gelinmemesi için yaptıkları gözdağı saldırılarından biri olduğunu Bizans imparatorunun “hep benden bir adım önde” sözüyle anlıyoruz. Filmin ilk yarısı ikinci yarısına göre daha bir durağan geçiyor. O yılları değiştirecek çeşitli entrikalar bir kaç sahnede hızlı şekilde geçilip , Sultan Mehmet’in hem Avrupa hem Bizans hem de kendi yönetimi ile uğraşmak ve siyasi oyunlara gelmemek için yaptığı hamleleri özetle izliyoruz. Ancak seyirciye burada en büyük engel gösterilmiyor ve tamamı aynı derecelerde ki bir sorun olarak geçiştiriliyor. Nihayet Sultan Mehmet Han , planlarını yapıyor ve İstanbul’u kuşatmak için en büyük silah olarak gördüğü topun dökümüyle birlikte harekete geçiyor. Yine tarihi olarak tam cevabını bilmediğim için , bizlere ilkokulda öğretilen çok büyük toplar döküldü tezi burada sadece bir adet top olarak geçiyor. Kimbilir belki de doğrusu budur.

İstanbul kuşatılıyor. Buradaki şehri teslim et görüşmesinin yapıldığı sahne görüntüsü yine çok zayıf bir görkemle orduların birbirine çok yakın olduğu bir sokak arası hissi verdi bana. Savaş taktikleri iyi anlatılmıyor ve sadece saldıran ,ölen ,iyice yıpranmış bir Osmanlı ordusu görüntüsü veriliyor. Oysa bu kadar plansız bir kuşatma olmadığına eminim. Yani sen sağı al ,ben sola gidiyorum sende buradan saldır planı kuşatma sonrasın da Fatih ünvanı alacak olacak komutana gitmemiş. Tüm bunlar , çok ince film oyunlarıyla harika bir anlatımla verilebilirdi. Sonrası tarihi gerçeklerle devam eden sahneler , uzayan bir kuşatma ve Sultan Mehmet Han’ın psikolojik zorluklar yaşadığı günler anlatılıyor. Filme mistik hava katmak amaçlı eklemiş Ak Şemsettin sahnesi ise vermesi istenilen etkiyi , görkemi ve mistizmi vermekten uzak ,çok sönük bir sahne olarak kalıyor.

Fatih ve İstanbul

Film boyunca iyi çıkışlar yapan , heyecan katan Sultan Mehmet Han ‘ın savaşı boş bakışlarla seyretmesi oyuncunun baştan beri götürdüğü başarıyı lekeliyor. O bakışlar nedendi ? veya neden uzatıldı bu kadar ? anlamış değilim. Era’nın da Ulubatlı burçlara sancak dikerken olağanüstü sahte ve sanki iki adım ötesindeymiş gibi bakması oyunculuklarının en kötü yerleriydi. Ayasofya da fetih sonrası sahne ise boşlanarak amacından uzaklaşmış bir reklam filmi edasındaydı.Sultan Mehmet’li olan uzakdoğu filmleri afişlerine benzeyen versiyondan çok Ulubatlı’nın sancağı diktiği anı yansıtan afişi beğendiğimi de özellikle belirtmek istiyorum.

Çok uzatmadan baştan beri söylediklerimi toparlamak istiyorum. Harika bir yapım. Müthiş bir iş , olağanüstü bir emek . İstanbul’un alınışından duyduğum onur kadar güzel şeyler hissettim bu filmde. emeği geçen herkesi tebrik ediyor ve hepsine teşekkür ediyorum. Mutlaka gidin , mutlaka görün , korsanını almayın ve filme para kazandırın. Daha iyi işler için cesaret alsın tüm sinema ile uğraşanlar. Bir korkum var sadece. İşin suyunu çıkarıp , Karaoğlanlar , Kara Muratlar , Tarkanlar sadece ticari olarak bu filmin iştahıyla kalitesiz bir şekilde gelirlerse , daha başlamadan bu tarihi yolculuk son bulur.

1 YORUM

  1. Kaliteli isler yapilmasi hosuma gitmiyor degil tabii ki .. Turkiye nin en cok seyredilen filmi recep ivedik 2 olduguna gore bu film fazlasini haketmis .. Seyrettim ve yorumlariniza katiliyorum.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.